Beyaz gözü, siyah içi karartır. Fazla aydınlık gözlerden, fazla karanlık hislerden eder. Kararından öte iyimser olunca hayatın gerçekleri, karamsar olunca ise incelikleri unutur. Sözde Müslümanız da ya tefritin korkulukları ardında hapisiz ya da ifratın. Uçlardayız hep. Bir ortamız, yerinde duruşumuz yok. Olmamamız gereken yerlerde "olmamız gereken yer " düşüncesine inanmış bir kafayla ilerleyişimizi sürdürmeye çalışıyoruz. Söz gelimi bulunduğumuz ortamlarda sesimizi gereğinden fazla yükselterek hakkını ses tonunu yükselterek elde edebileceğini sanan insan izlenimi veriyoruz ya da olacaklardan korkup çekinen bir birey profili oluşturuyoruz. Gördünüz mü?
Sadece yaratılış ideamızda bulunan bir
Olguyu ele alarak bile nasıl uçlarda olduğumuzu görebilirdik. Yanlış, hem de çok yanlış. Her ne kadar bulunduğumuz durumlara pragmatik yaklaştığımız kanısında olsak da ne yazık ki gerçek çok acı. Cesaret. En bilindik tanımıyla korkulduğu halde girişebilme meziyetini göstermek. Cesareti içinde gereğinden fazla dallandırıp budaklandıran insan, bu dalları herhangi bir insana kendi iradesiyle değdirmesinin bir sonucu olarak zulmeden bir zalime dönüşebilir. Eğer dallarını gerektiği halde değdirmekten çekiniyorsa kişi, o bireye 'korkak' tan başka tanımlama yapılmaz. Cesaret işte. Zulümden az korkaklıktan çok. Ne zulüm ne korkaklık. Dünyanın en güzel duygusunun bile ölçüsü tutturulmadığında ne tür sorunlara yol açtığını açıkça görebiliyoruz. Sevgi üzerinden ilerleyelim mesela. Fazla ilgi gösterilen ve ileride herkesten aynı muameleyi görmeyi bekleyen tutarsız bireyler, bunların yanı sıra sevilme ölçütü altlara çektirildiği için özgüven yoksunu ve sevdiklerine inanmayan bireyler bu duruma verebileceğimiz başlıca örneklerden. Orta yolu bulmak lazım her zaman. Biz bu yüzden devam ettiremiyoruz birbirimizi. Devam edemiyoruz!
Bize itidal lazım. İtidalin itidalinde geçirilen bir ömür hepimiz için daha iyi olacak.