Diyarbakır'ın kuzey-doğusunda 128 kilometre uzaklıktadır. Kulp nüfusu 2022 yılına göre 34.357’dir. Bu nüfus, 17.250 erkek ve 17.107 kadından oluşmaktadır. Yüzde olarak ise: %50,21 erkek, %49,79 kadındır.
Volkanik ve sarp bir arazi üzerine kurulmuştur. Eski adı "Baş Kale" anlamına gelen "Pasur"dur. Kulp adını ise bölgeye egemen olan Kulpo adlı bir derebeyinden aldığı iddia edilmektedir. M.Ö.606 yılında Asur egemenliği son bulunca Kulp ve yöresi önce Med'lerin daha sonra da Persler'in eline geçmiştir. Bir süre Ermeni hakimiyeti de bölgede hüküm sürmüştür. M.S. 226'da Roma egemenliğine giren Kulp, 639 yılında Diyarbakır ile birlikte Araplar'ın eline geçmiştir. İlçe ve çevresinde Kafrum Kalesi, Kanikan köyü mağaraları, Cıkse ve Keleyi Ulya Kaleleri, Kulp Çayı üzerindeki bugüne kadar çözülmemiş çivi yazılı Büyükkaya ile Badıkan mıntıkasındaki İmam-ı Gazali türbesi görülebilecek yerler arasındadır.
Kulp İlçesi Bağ-bahçe ürünlerinin üretim, tüketim ve ticareti yönünden önemli olarak bilinmektedir. Köklü bir meyvecilik kültürüne sahip olan ilçe birçok meyve türünde olduğu gibi cevizin de yetiştirilebildiği uygun ekolojik yapıya sahiptir.
İlçe kış aylarında uzun süre kar altında kalır. Volkanik ve birinci derecede deprem bölgesi olan sarp bir bölgede kurulan Kulp, eski bir yerleşim merkezidir. İdari yapı olarak merkez, bir belde (Ağaçlı), 3 bucak (Ağaçlı, Hamzalı, Aygün), 52 köy ve 120 mezradan oluşmaktadır. İlçe merkezi, Merkez eski mahallesi, Merkez yeni mahallesi, Yeşilköy mahallesi, Tepecik mahallesi, Erkan mahallesi ve Turgut Özal mahallerinden oluşmaktadır.
Bir başka rivayete göre ise Kulp adını madenci topluluklar olan Khalib’lerden alır. Kulp’a yerli halk "Pasûr" der. Bu ismin geçmişteki medeniyetlerin ilçeye kurdukları 'Kefrum Kalesinden kaynaklandığı rivayet edilir. Kulp adını ise bölgeye egemen olan "Kulpo" adlı bir derebeyinden aldığı sanılmakta idiyse de, bölge halkının kulp işçiliğinde çok ileri gittiği yapılan kazılardan anlaşıldıktan sonra ismin gerçek kaynağı anlaşılmıştır.
Kulp ilçesinde kırmızı renkli 'terra rosa' olarak da bilinen toprak türü ve ilçenin dağ eteğinin üzerinde olması sebebiyle Peya Sor (Pasûr) ismiyle anılır. Tarihte ilk yerleşmelerin kurulduğu yerlerden biri olan Kuzey Mezopotamya bölgesinde su kaynaklarının bol olduğu bir coğrafyada kurulduğundan cazibeli bir yerleşme olma özelliği süregelmiştir. Sümerler, Mitanniler (Huriler), Urartular, Kimmerler, Medler ve İskender’in hakimiyetine girmiştir. Bir süre Ermeni hakimiyeti de bölgede hüküm sürmüştür. MS 226'da Roma egemenliğine giren Kulp, 637 yılında ise Halid bin Velid tarafından fethedilmiştir. Bir süre Cizre'ye, sonra Diyarbakır'a ve Silvan'a bağlanmış, Şeyhoğulları, Büveyhoğulları, Mervanoğulları eline geçmiş, 1515 yılında Osmanlılar tarafından fethedilmiştir.
1540 tarihli tahrir defterinde Kulp, Diyarbekir Eyaletine bağlı 11 ocaktan biri olarak görülmekteydi. Daha eskilerde Muş vilayetine bağlı kalmış, 1927 yılına dek Lice sancağına bağlı bir bucak iken, aynı yıl ilçe haline gelmiştir.
20 Mart 2021 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanan 3677 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı sonucunda ilçenin bazı bölümleri Muş'a bağlanmıştır.
Kulp coğrafya ve ekonomi
İlçe ekonomisi coğrafyanın tarıma elverişli olmamasından ötürü hayvancılığa, arıcılığa, ipek böcekçiliğine dayalıdır. Bir kesim de Kulp Çayı’ndan yapılan balıkçılıkla geçimini sağlamaktadır. Kulp balığı bölgede tatlı su balıklarından çok leziz olanıdır. Bölgenin dağlık olması büyükbaş hayvancılığı tetiklemiştir. Ayrıca ilçede dut ağaçlarının yoğun olarak bulunması sadece dut yaprağı ile beslenebilen ipek böceklerinin yetişmesine ve Türkiye’de 3.önemde ipek böcekçiliği yapılmasını sağlamıştır. Ceviz, küçük tatlı soğan, elma, armut ve bol miktarda üzüm de ilçede yetişmektedir.
İlçede görülmeye değer yerler Kefrum kalesi, Kanîkan mağaraları, Badikan mıntıkasındaki İmam-ı Gazali türbesi, Kale-i Ulya, Cikse kalesi, Büyük Kaya, Karpuzlu ve Konuklu mahallesi Çiçekli mezrasında bulunan tarihi kiliseler, Düzce mahallesinde oldukları sanılan İnkaya mahallesi, harabeleri olan Bahemdan mahallesidir. Narlıca mahallesinde bulunan şifalı su kaynağı ve Karabulak mahallesinde bulunan Telli Ağa kasrı ilgi çeken yerler arasında görülür.
İlçenin en meşhur yeri ise Taş Köprü (Gelîyê Godernê)
İlçeye yaklaşık 30 kilometre uzaklıkta bulunan Taşköprü köyündeki kayalarda mağara devri izlerine rastlanılmaktadır. Ayrıca bölgede Sarım Çayı boyunca yüksekliği 200 metreye ulaşan bir boğaz bulunmaktadır. Aynı bölgede Sarım Çayı üzerinde bir de bölgeye adını veren ve Kulp ilçesini Silvan ilçesine bağlayan tarihi bir Taşköprü mevcuttur. Kulp, Silvan ve Hazro bölgelerinin birbirine yaklaştığı ve etkileşimlerinin en yoğun yaşandığı yerde kurulan Taşköprü Köyü’nün tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Köyün güneyindeki tepelerde günümüzde bile eski Ermeni yerleşim yerlerine ait kalıntılar bulunmaktadır. Kulp’u Silvan ve Hazro’ya bağlayan ve adını köyün isminden alan Taşköprü de bu köyün kuzeybatısında yer almaktadır. Köprü, II. Abdülhamit döneminde yapılmıştır. Mimarisi ile Silvan'daki Malabadi Köprüsü’ne benzer. Köyün kuzeyinde bulunan kayalıklarda kesilen özel biçimli taşlardan yapılmıştır.
Dünya mirası olabilecek kadar zengin bir ekosisteme, kültürel bir yapıya ve tarihsel bir geçmişe sahip doğal bir alandır. Taş Köprü (Gelîyê Godernê) özellikle yaz aylarında Diyarbakır’ın en uğrak alanlarından biri olup, on binlerce kişi piknik ve ziyaret için gelmektedir.
Keferun ya da Kafron Kalesi
Bu kalede yaşayan derebeyi Kulpo ilçeye ismini veren kişi olarak da biliniyor. Kalenin tarihi Bizanslılara kadar uzanıyor. Aynı zamanda Eyyubiler ve Artuklu medeniyeti de kaleyi kullananlar arasında. Kale aynı zamanda bir yerleşim yeri olarak da kullanılmış ve uğruna savaşılan bir yerdir.
Kalenin yer aldığı bölgede derin kazılan iki kuyu da bulunuyor. Zamanında bu kuyulardan birisi sarnıç birisi de hapishane olarak kullanılmış. Yağmur yağdığında dolan kuyuların üzeri uzun otlarla örülüyor. Başka yerde görülmeyen bu otların burada yaşayan bir diğer medeniyet olan Atabeyliler tarafından dikildiği düşünülüyor.
Kulp Kanika Mağaraları
İnkaya Mağarası Yontma Taş Devri’nden kalmıştır ve içerisinde yer alan mezar evleri çok dikkat çekmektedir. Mağaranın bulunduğu Kem bölgesinde başka mağaralar da bulunuyor. Kulp ilçesi genelinde sert bir iklim olsa da Kulp Nehri bu bölgenin havasını yumuşatmış ve bağcılık ve tarımın gelişmesini de sağlamış. Bir süre yer altından akan su kaynağı da bölgenin sulanmasında kullanılmıştır.
Kulp Derik
Taş Köprü’nün kuzey tarafında bir kayanın içinin oyulması ile oluşan bu mezarlık ve gömüt Ermenilerden kalmadır. Aynı zamanda Geliye Godernê Vadisi’nin pek çok yerinde Ermenilerden kalma başka kalıntılar da bulunur.
Telli Ağa Köşkü ya da Hagop Kilisesi
Bölgenin en önemli tarihi eserlerinden birisi 1670 yılında yapılan Hagop Kilisesi’dir. Daha sonra kilise Telli Ağa ve Abdül Ağa adlı iki kardeş tarafından alınmış ve bir yerleşim yeri haline getirilmiş. İki katlı köşkün doğu tarafında birisi batı tarafında diğeri yaşamış.
Kilisenin biraz aşağısında bir şelale ve suyun döküldüğü bir havuz da yer alıyor. Bu yapı Hasandin Dağı’nın eteklerinde inşa edilmiş. Karakulak Köyü içerisinde bulunuyor ve köyde Ermenilerden kalan başka kalıntılar da yer alıyor. Kulp’taki en önemli tarihi eserlerin büyük bir kısmı de bu köyün içerisindeki yapılardır.